Bir kere daha yürürken tozlu yollarında bahçenin, bir bahar akşamı bulunduğum festivalde açıyorum gözlerimi. Sonradan sonraya unutsam da ahvalini, dün gibi hatırladığım deri ceketiyle buluyorum oracıkta. Dolaşırken sağdan sola, incelerken fakülteyi, buluşurken arkadaşlarla, adeta yeniden doğuyorum. Diyorum ki, ah! Ne kadar güzelmiş sevmek, sevilmek, arkadaşlarının olması. O kadar üzülmüşüm ki, o kadar atamamışım ki yalnızlığımı üzerimden, o bahar öyle bir gelmiş ki, sanki can suyum olmuş.

O yaz akşamlarında buluveriyorum kendimi, diyorum ki kendi kendime, hiçbir şey yokken kafamda, hiçbir şeye aklım ermezken, cahilliğimle, toyluğumla, saflığımla sevivermişim. Hatırlayıveriyorum sözlerimi, ve geçiveriyor yıllar. Balkonda tek başıma mıyım, bu gördüklerim hayallerim mi, yoksa gerçek mi bilemiyorum. Sanki t+1 anında bunların hiçbiri yaşanmamış olacak, tekrar karanlık köşeme dönecekmişcesine korkarak dinliyorum. Koyuvermek geliyor kendimi, bütün gözyaşlarımı tüketmek, kollarında ağlamak istiyorum. Dayanamıyorum, tekrar siliveriyorum buğularımı gözlerimin.

Ardından güz geliyor, kalbimin yapraklarını döken mevsim, soğuk esen rüzgarlar, boş sokaklar, bitmek bilmeyen romanlar... Diyorum ki, insan çok garip bir yaratık. Yürüdüğüm yolların anlamları öylesine değişiyor ki anılar değiştikçe, bilgiler değiştikçe, o koyu, karanlık, korkutucu şehir öyle geliyor ki vesair vakitlerde, burası neresi diyorum. Şehir dışında ufak bir kasabaya giriyorum, bir yere koyuyorum vasıtamı ve yürümeye başlıyorum tüm gözler üzerimdeyken, keşfediyorum sokakları, dar yolları ve müstakil yerleşkeleri.

Yollar akıp gidiyor, günler geçiyor ve o yağmurlu bir gündeki fotoğrafımla bir oluyorum. Bir kış günü, Beşiktaş'ın kokusuyla dinleniyorum. İçimdeki o kıpır kıpır olan duygularla heyecanlanıyorum, ince ince yağan karla üşüyorum. Ayağımdaki mevsime uygunsuz olan ayakkabıyla kayar gibi oluyorum, etrafımdakilere bakıyorum. Gençliğime bakıyorum, hastalıklarıma, bozukluklarıma ve atıveriyorum kendimi ordan şuraya. Sımsıkı sarılıyorum yanımdaki yeganeye ve diyorum ki, ne güzel şeysin sen. Yollar bir oluyor, günlerse mevsim. Eski, beyaz bir Toyota'yla geldiğim şehre bakıyorum, yol tabelalarından başka bir şey anlamadığım şu şehre; altını üstüne getirdiğim günlere bakıyorum, aşkla sarhoş olduğum gecelere; uykusuz sabahlarıma bakıyorum, hastalığıma bakıyorum, hastalığımıza bakıyorum. Acaba bunu nasıl yapabildim diyorum. Hayat nerede değişti? Ben nerede o adımı attım? Ben nerede değiştim? Ben nasıl öyle olabildim...

Bambaşka bir bahar açıyor ki ne bahar. Yıllarca koşturmacadan sonra yorulup hiç uyanmak istemediğim günlerden bir gün, o heyecanlı pazar gecelerine dönüyorum. Ah diyorum, şu pazar akşamları ne zaman sevdiğimle oturup hasbihal edeceğim acaba? Ne zaman bir daha şu pazar akşamı yeniden çocuklar gibi koşabileceğim, ne zaman o akmayan ikindi vakitlerde serin yaz akşamlarında ıslanacağım diyorum? Ah diyorum, o çocukluk, o naiflik ve o saflık. Öyle bir güven, böyle bir sevgi. Yıllar sonra bulunan bir sıcaklık ve hiç bitmeyen bir aşk. Ah diyorum, bırakıyorum kendimi kollarına ve hayatımda uyuduğum en huzurlu uykularımı uyuyorum. Olanca sıcaklığıyla, olanca şefkatiyle ve yıllardır görmediğim merhametle...