Boşluğa uyanırken buluyorum kendimi, mevsimler içinde mevsimler yaşatan günlere gebe bir akşamüstü. Ardından farkediyorum ki; ne yaşamış olursam olayım, durmaksızın düşünce yığınları üreten, benliğimle sürekli münakaşa eden benliğim ne derse desin, beni o mevsimden alıp başka bir bahara atan bir durum varmış.

Yağmurla başlayan günlere inat, rüzgara direnç gösteren kaslarıma inat, yanıbaşımda durup sessizce bekleyen bir duygu varmış. Hani insandır ya dünyasını şekillendiren, hani insanın hâlet-i ruhiyesidir ya aynı sözleri, hareketleri bambaşka anlamlarla buluşturabilen; aynı şekilde benliğimin içinde yatan o özel duyguymuş beni keşmekeşten kaçırıp götüren.

Mantıksal sorular ardı ardına sıralanırken ansızın gelen şu soruyla irkiliyorum, nasıl bir durumdur ki bu bir gün içerisinde insana dört mevsmi yaşatabilsin?

İnsan görünümlü yığınlara inat beni sessiz bir sahile götürüp, daha sabah yaşadığım kışı unutturan, önce çöllere atıp kavururken ardından bir damla suyla buluşturan, bedenimi ılık bir günde tüm içtenliğiyle sarıp, kimsenin gösteremediği insanlığı gösteren bir benlik varmış.

Adını bilemediğim günlerde hissetmişim varlığını, kıpır kıpır olan kalbimle tanımışım bilinmezliğini. Hani nereye gittiğini önemsemeden atlar ya insan bir trene, o an farketmese de mevsimlerden bağımsız alıp tekrar o ana götürecek nağmeleri işitir ya insan ilk defa o yolculuk boyunca, hani güneşin doğuşunda bir çocuk kadar masum, gün batımında ise yılların ağırlığını taşırcasına anaç o kollara sarılır ya insan; işte öyle alışmışım o hislere.

Farketmeksizin değişen sıcaklıklar, eksi dereceler, kavurucu kumlar olmuş iklimim. Fakat anlar boyunca adını bilememişim, her uyandığımda gözümü açıp o ikindi vaktinde bulmuşum kendimi. Atarken ağırlıklarımı, tek kelime etmeden kurtulurken yıpranmış bedenime yük olan üzüntülerden, masmavi göklere bakıp şükretmişim baharın gelişine.

Her gün ruhumu bir öyle bir böyle evirip çeviren, uzun, soğuk, insanın ciğerine işleyen ilaç kokularıyla dolu koridorları benim için bir patika yapan, içimde bir sonraki mevsimi dört gözle bekleme isteği uyandıran şeymiş o iklim.

Düşünüyorum da, hangi mevsimden başlamalı diye, aklıma gelen hep kış oluyor. Yazın içinde var olan bir kış ve kışın içerisinde yer bulan bir yaz. Yürümemi yavaşlatan kaygan bir zemin, aynı zamanda ayak tabanlarımı yakan kumlarla dolu bir çöl ile tanımlayabildiğim mevsimlerle başlıyorum.

İklime alışmanın verdiği zorluğu düşünüyorum ardından. Uykuya geçen kainatı düşünüyorum titreyerek içimi ısıtacak nağmelerle dolu odaya doğru yürürken. Uykuda olan ben miyim yoksa kainat mı diye düşünürken farkediyorum ki, karşılık beklemeden ve sorgulamadan hissedilen bir itimat duygusuyla alışmışım iklimine.

Arka arkaya gelen farklı farklı hissiyat ortamlarıyla kesiliyor işleyişi düşüncelerimin. Bir türlü susmayan, sürekli tüketicinin üzerine yeni bir iş koyan, çoğu zaman aklımı yitirircesine benliğimi boğan nöronlarımla olan kavgam duruluyor birkaç saniyeliğine. O an, bir saniye benim için kocaman bir boşluk oluyor, öylesine rahatlatıcı bir boşluk ki; zaman boyutu kayboluyor içimde, önemsemiyorum nerde olduğumu, yapmam gereken işleri, sorumluluklarımı ve kafamı kurcalayan düşünceleri. Öyle bir itimat ile salınıyorum ki boşlukta, algım bir anda boyut değiştiriyor. Ardından suyun içerisinde mutlak boşlukta salınan vücudum çıkageliyor, ruhum, aklım, düşüncelerim, hislerim ve duygularım oturuyor bir masaya, hepsi sakin ve sessizce duruyor. Bedenimdeki her bir zerre kainatın bir köşesine saçılıveriyor. Tekrar kendimi toplayabilip toplayamayacağımı düşünmeden, sorgulamadan, sonsuz boşluğa bırakıyorum kendimi. Her bir hücrem kadar hafif oluyorum, her bir hücremin içerisindeki ayrı ayrı kainatlar kadar ayrışıyorum. Arınıyorum her şeyden, kaybolmak mutluluk veriyor işleyişini bilmediğim, kurallarını anlamadığım bu evrende. Hiç görmediğim ev sahipliğini yapan, ne olursa olsun etrafımı sarıp sarmalayan, sıcağının loş, soğunun da bir o kadar hoş olduğu bu boyutta buluyorum anlamları. Ardından farkediyorum ki o mutlak sükunet ile buluyorum yıllardır aradığım huzuru.

Böylesine yoğun düşünceleri bir saniyenin içerisinde yaşarken içimden duygularımı bana huzur veren gözyaşlarımla atmak geliyor. Ancak gözümü açar açmaz bir başka mutlulukla sarhoş oluyorum, içimdeki çocuk salıveriyor kendini. Esen yaz rüzgarları konuk oluyor sofraya, o rengarenk ahenk içerisinde kalbimi görüyorum.

\