Günler, mevsimler sonra açıyorum gözlerimi bir trende.

Ah şu tren yolculukları, şu geçen giden diyarlar...

Diyorum ki sonradan sonraya, ne haber? Ne haberler getirdin ey! Bir kuzguncuğu hiç geri dönmeyeceğini bilerek uzak diyarlara haber götürsün diye salıvermenin verdiği tevekkülle yolları gözlerken çatıveriyor bir rüzgar. Diyor ki, ne diyarlar gezdim de şu üzerimdeki elektriği bırakamadım, ne insanlar gördüm de huzurlarına dokunamadım. Ne bir nefes, ne bir his, hiçbir şeyi bilemez oldum da gezdim.

Yazlar hiç kolay olmadı, öyle değil mi? Hep kendi kendimize bir sorun çıkartmadık mı önümüze diyor hakim, sanıklar sus pus otururken. Her bir detay çıkıp geliveriyor, bir köşeye diziliveriyorlar. Diyorlar ki; kaç celse daha bu detayları hatırlamalıyız? Eğer her bir hücre bir anı hatırlayabiliyorsa, her detay sadece ama sadece bir hissi taşıyabiliyorsa, neden bırakıverilmiyoruz diyorlar..

Metrobüs yolculukları başlıyor, diğer dünyaya o akşamüstüleri yaptığım yolculuklar. Açlığın, susuzluğun ve aşkın getirdiği yorgunlukla taşıyorum, taşıtıyorum bütün yüklerimi. Diyorum ki; ya rab, esirgeme! Benden bunu esirgeme.

Tekrar o kasvetli plaza akşamlarına dönüyorum ve düşünüyorum, korkularımı, önyargılarımı, öğretilmişliklerimi. Saçmalıklarla dolu olan düşünce sistemim diyor ki, birader, kalk, bu değil.

Bir arkadaş ortamında otururken buluveriyorum kendimi gecenin bir vakti bir evde. Anlayamadığım hissiyatlarla dolanırken zaman ensemde ve boynumda, acaba bundan seneler sonra ve seneler önce nerede olacağım diye soruyorum hislerime. Diyorlar ki, fani bir sevgiyse eğer baki görünen. Baki bir aşksa hiç bulunmayacak olan, ortamda şekilleniyorsa insanların hisleri, içinden gelense yaşadığın, bıraktığın akımsa bedenin, ne gerek var bunca düşünceye, bunca tahayyüle?

Even stoppen.

Tekrar başlıyorum karmakarışık yollarıma, tekrar çalıştırıyorum motorumu. Alizeler esiyor, kumlar gözlerime kaçıyor, sinekler bataklıklarında vücut buluyor. Doğa bir kere daha dönüyor ve bakıyorum uçsuz bucaksız denize, kıra, müziğe ve ikindiye, ah diyorum. Neden bu kadar zordu bunca yol gelmek? En başa dönüyorum en sona geliyorum, ve diyorum ki, aradığımız şey yok, bulduğumuz şey ise bir hayalden ibaret, o halde aklı başında olan bir insan ne yapmalı? Sakince devam etmeli, bu mudur müdür bey diyorlar.

O kadar sırasız şekilde işliyor ki bedenim düşüncelerimi, her şey karmakarışık oluveriyor, ben neredeyim, ben kimim, acaba bugün yaşandı mı, yoksa ben koltuğumda otururken kurduğum bir hayal içerisinde mi sarhoş oldum? Denetleyici gelip tripletlerimi bir kere daha optimize ederek kodumu düzenliyor ve devam ediyorum bildiklerimle, sözlüğe girdiğim değişkenlerimle, sabitlerimle, dokunulmazlıklarımla.

Ey, diyorum. Ah diyorum ve susuyorum. Bir ünlem içerisinde kayboluyorum, daha bir çocukkenki o haykırışlarımı hatırlıyorum, kabıma sığamadığım günlerimi, yaklaşan şeyleri. Arından soğuk istasyonları hatırlıyorum, çöküntülerimi, mesajlarımı.

Diyorum ki kendime, ne zaman beraber olabildin ne zaman ayrı düştün? Hayat bir kere daha dönüyor. İçimden not defterimi yırtıp atmak, kaçıp gitmek gelirken diyorum ki.

Estağfirullah.

Velhasılı kelam diyor arkadaşım, böyleyken böyle. Ne kadar üst perdeden çalarsan çal, ne kadar tizleşirse tizleşsin sesin; duyguların bunlar. İster bunları dönüştür, istersen de yırtıp at, bu hisleri sökemezsin. Bu sensin, sense bu. O duygu hissiyatıyla diyorum ki, eğer şu tramvaya binsem, şu köşeyi daha hızlı dönebilir miydim Sirkeci'den?

Zaman hiç olmadığı kadar görecelileşirken kalkıyorum, yaz akşamları, güz akşamları, kış geceleri. Her bir ana yüklediğim anlamları, her bir andan çıkarttığım değerleri düşünüyorum tek tek, birer birer.

İnsan dost biriktirmeli diyor beyinciğim. İnsan hayatı yaşamalı diyor hormonlarım, insan özünü unutmamalı diyor kalbim, insan uyumalı diyor ruhum.

Hangi dostumuzu biriktirebildik ey? Hangi hayatı yaşayabildik, hangi özümüzü tanımlayabildik? Hangi uykudan uyanabildik?

Herkes kendi bildiğince bir hakikatten bahsederken kayboluyorum, ağlıyorum beş dakika önce gördüğüm bir kabustan korkup. Olanca doğallığıyla embrace edip, kalkıyorum ve bir duş alıyorum.

Acaba hangi düşünce sistemi benim diye sorgularken, tekrar hayal gibi uzaklarda kalan anları hatırlayıp mutlu oluveriyorum.

How long
Before the last dance